Hakkında Jeanne Dielman, 23, quai du Commerce, 1080 Bruxelles
Chantal Akerman'ın yönettiği 1975 yapımı 'Jeanne Dielman, 23, quai du Commerce, 1080 Bruxelles', sinema tarihinin en önemli feminist ve minimalist başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Film, Brüksel'de yalnız yaşayan dul bir kadın olan Jeanne Dielman'ın (Delphine Seyrig) günlük hayatını neredeyse belgesel bir titizlikle izler. Her gün aynı saatte patates soyup, yemek pişirip, oğlunu okuldan alıp ve evi temizleyen Jeanne, geçimini sağlamak için günde bir müşteriye fuhuş yapmaktadır. Ancak bu katı ve tekdüze rutin, küçük bir aksaklıkla sarsıldığında, Jeanne'nin dünyası yavaş yavaş çözülmeye başlar.
Delphine Seyrig'in sıradanın içindeki fırtınayı neredeyse hiçbir duygu ifadesi kullanmadan, yalnızca beden dili ve zamanla aktardığı performansı unutulmazdır. Akerman'ın uzun, sabit planları ve gerçek zaman algısı, izleyiciyi Jeanne'nin hapsolduğu bu evrenin ritmine sokar. Sıradan ev işlerinin tekrarı, bir baskı ve yabancılaşma aracına dönüşür. Film, kadınlığın, anneliğin, cinselliğin ve toplumsal rollerin üzerine derin bir sessiz çığlıktır.
Neredeyse üç buçuk saatlik süresiyle sabır isteyen, ancak ödülü çok büyük olan bu filmi izlemek, sinemanın anlatım olanaklarını yeniden düşünmek demektir. Sadece bir hikaye anlatmaz, bir varoluş halini deneyimletir. Sinemaseverler ve feminist sinema ile ilgilenen herkes için mutlaka izlenmesi gereken, zamansız bir klasiktir. Gündelik hayatın görünmez trajedisini anlatan bu başyapıtı Türkçe altyazılı olarak keşfetmek, sinema tarihine yapılan bu cesur yolculuğa tanıklık etmektir.
Delphine Seyrig'in sıradanın içindeki fırtınayı neredeyse hiçbir duygu ifadesi kullanmadan, yalnızca beden dili ve zamanla aktardığı performansı unutulmazdır. Akerman'ın uzun, sabit planları ve gerçek zaman algısı, izleyiciyi Jeanne'nin hapsolduğu bu evrenin ritmine sokar. Sıradan ev işlerinin tekrarı, bir baskı ve yabancılaşma aracına dönüşür. Film, kadınlığın, anneliğin, cinselliğin ve toplumsal rollerin üzerine derin bir sessiz çığlıktır.
Neredeyse üç buçuk saatlik süresiyle sabır isteyen, ancak ödülü çok büyük olan bu filmi izlemek, sinemanın anlatım olanaklarını yeniden düşünmek demektir. Sadece bir hikaye anlatmaz, bir varoluş halini deneyimletir. Sinemaseverler ve feminist sinema ile ilgilenen herkes için mutlaka izlenmesi gereken, zamansız bir klasiktir. Gündelik hayatın görünmez trajedisini anlatan bu başyapıtı Türkçe altyazılı olarak keşfetmek, sinema tarihine yapılan bu cesur yolculuğa tanıklık etmektir.


















